17 Ekim 2008 Cuma

Hayvanlarla konuşmak -1- Kuantum bakış açısı

“Hayvanlar konuşamaz!” bize şimdiye kadar böyle öğretildi. Tek konuşma yeteneğine sahip canlılar insanlardır. Ben de Amelia Kinkade’nin kitaplarını okuyana kadar, hatta bir de binlerce kişinin üye olduğu yahoogrubuna girene kadar aynısını düşünüyordum. Belki size inanılmaz, hatta komik gelecek ama “Hayvanlar konuşuyor! Hem de tüm gün boyunca.”. Aynen Dr. Dolittle filmlerinde olduğu gibi.

Hayvanları duymak hepinizin öğrenebileceği bir yetenek, sadece psişiklere has değil. Şimdiye kadar aileniz, okuldaki öğretmenleriniz, profesörleriniz tarafından hayvanlar hakkında öğretilen her şeyi bir kenara bırakın. Dünün bilimi bugünün bilimadamları tarafından güncelleniyor. Artık süper insan yeteneklerimizi kullanmanın vakti geldi.

Hayvanlarla iletişim konusunu ilk ortaya atan isim Penelope Smith. Binlerle hayvan iletişimcisi arasında bu konuda lider olarak görülüyor. “Animal Talk-Hayvan Dili” adında bir kitabı da var. (http://www.animaltalk.net/dolphin.htm) Hayvanlarla iletişim kurma konusunda öncelikle değiştirmemiz gereken iki önemli paradigma var. İlki onları nasıl gördüğümüz ile ilgili. Hayvanlar bizim düşündüğümüzden daha akıllı ve duygusal olarak karmaşıklar. Onlar düşünebilir, hissedebilir ve sorgulayabilir. Karmaşık ilişkilere sahipler ve bizim “insani” olarak algıladığımız tüm duyguları deneyimleyebilirler. İkinci quantum zıplamasını ise kendimizi nasıl gördüğümüz konusunda yapmamız gerekiyor. Bizim daha önce olmasının muhtemel olduğuna inanmadığımız inanılmaz güçlerimiz var. Zihinlerimiz beş duyunun da ötesinde kapasitelere sahip. Bu bizim nörofizyolojimizde, vücutlarımızda ve beyin kimyamızda. Bunu kontrol etmek, geliştirmek ve arıtmak konsantrasyon ve sabır işi.

Hayatınızda buna inanmayanlar size tüm bu psişik konulara inanmıyorum diyebilir. Ancak sadece kendilerine zarar veriyorlar. Aklın enerjisini reddetmek, elektriğe inanmayanların çalışamayacağını düşündükleri için bilgisayarı fişe takmayı reddetmelerine benzetilebilir. Bu psikokinetik enerji yeni milenyumun elektriği olarak görülebilir.

Kuantum bakış açısı ve “Sıfır Noktası Enerji Alanı”

“Tüm madde bir ‘güç’ ile yerinde tutulur... bu gücün arkasında bilinçli ve akıllı bir zihnin olduğunu farzetmemiz gerekir. Bu zihin Yaratılışın Matriksidir.” Max Planck, 1917 Nobel Ödülünü geliştirdiği bu kuantum teorisi ile aldı.

Bu yeni konsept ile Max Planck sadece kuantum fiziğinin temellerini atmakla kalmadı, aynı zamanda bilim ile spiritüalite arasındaki boşlukta köprü kurmuş oldu. Günümüzün bilimadamlarının kabul ettiği “en küçük parçacığın duruma göre (!) hem dalga, hem de noktacık şeklinde hareket ettiğini” söylemesi, zamanının bilim adamlarını karşısına almasına sebep olmuş.

1971’de aya inen NASA astronotu, ise kuantum fiziğinin tüm doğanın birbiri içindeki bağlantısını ifade etmenin mucizevi ve mistik bir dili olduğunu söylüyor. Şimdi içinizde yer alan elektronlar bir zamanlar evrende bir eski yıldız sisteminde yer almış olabilirler. Çünkü temel parçalar sonsuzdur ve bölünemez. Bu noktada içinizdeki atomlar oturduğunuz sandalye ile elektromanyetik alan değişiminde bulunuyorlar. Enerjik olarak tüm çevrenizdeki dünya ile iletişim halindesiniz. Bunu “Sıfır Noktası Enerji Alanı” (zero point energy field) ile açıklayabiliriz. Sıfır noktası enerji alanına göre eğer vücutlarınızı silecek olursak hepimizden geriye elektrikle yüklü, ışıldayarak dönen enerji alanları kalacak. Eğer tüm etrafımıza bakacak olursak her canlı ve cansızda enerji alanı bulunur. Tüm bedensel sınırları kaldırırsak her şeyi bir sıfır noktası enerji alanı içinde, bir birinden ayrı olmayan bir halde görebiliriz. İşte o zaman siz ve sizin dışınızdaki diye bir alan kalmaz, her şey tek olur.

İşte bu sıfır noktası enerji alanı içinde siz kendi alanınızdan çıkıp, büyük enerji okyanusunda yüzerek, karşınızda duran hayvanın enerji alanına ulaşabilir, onun fiziksel, duygusal acılarını hissedebilir, belkide zihnindeki resimleri görebilirsiniz.

Bilim adamlarına göre maddesel dünyayı sıfır noktası enerji alanı ile açıklarsak, tüm evrenimiz bir bölünmez kocaman enerji okyanusudur. Bizler de bu dev bir senfoni şeklinde devamlı titreşen enerji alanı içinde ufacık notalarız ve hayatın orkestrası ile farkında olmadan devamlı bilgi değiştokuşu yapıyoruz. Peki düşünce nedir? Elektrik. Duygular? Yine elektrik.

Dr. Edgar Mitchell hayvanlarla telepatiyi anlatıyor

1970’de Apollo 13 astronotu “Houston bir sorunumuz var” dediği kişi o sırada dünyada dinlemede olan astranot Dr. Edgar Mitchell idi. Kendi takımı bir sonraki ay yolculuğunu bekliyordu. Mitchell, 3 gün boyunca NASA’daki simülatörde gece gündüz uyumadan çalışarak soruna bir çözüm getirdi ve astranotları dünyaya geri getirtdi. 1971’de aya gidip geldikten sonra Dr. Mitchell, Noetik Bilim Enstitüsünü (Noetic Science Institute) kurdu ve bilinç, fizik, mistisizm ve evrim hakkındaki yeni teorileri incelemeye başladı.

2002 yılında ünlü hayvan iletişimcisi Amelia Kinkade Dr. Edgar Mitchell ile bir röportaj yaptı. Mitchell’ın kuantum açıklamalarını, Kinkade hayvanlara yönelik yorumluyor.

E. Mitchell: Her fiziksel kütlenin bizim fiziksel varlığımızla etkileşen ve titreşen bir holografik görüntüsü var. Buna kuantum hologramı deniyor. Bunu vücuttaki tüm hücrelerden çıkan ufak kuantum parçacıkları şeklinde düşünebilirsiniz.

A. Kinkade: İşte hayvanınız da aslında kuantum hologramlarından oluşan bir bütün.

E. Mitchell: Prof. Walter Schlemp Magnetic Resonans Teknolojisini (MRI) geliştirmek için Almanya’da çalışmalar yaparken enerjinin tüm fiziksel maddeler tarafından emildiğini ve salındığını buldu. Bu enerji emilimi ve salınımına bakarak bu fiziksel maddelerin tüm geçmişini kuantum seviyesinde anlamak mümkündü.

A. Kinkade: Köpeğiniz barınaktayken hayatı nasıldı? Hayvanınızın geçmişi her hücresinde kayıtlı. Sadece beyin hücrelerinde değil. Hayvanınızın holografik olarak tüm geçmiş hayatı, her bir molekülünde saklı. Hayvanınızın tüm kayıtları fiziksel vücudunda değil, aslında kendi sıfır noktası enerji alanında kayıtlı.

Eğer siz de aşağıdaki sorulara çoğunlukla evet yanıtını verebiliyorsanız o zaman hologramları okumaya başlamışsınız demektir. İşte bu sorulardaki duyguları hayvanlarla iletişim kurarken de hatırlamaya çalışın. Hayvanlarla telepati kurduğunuzda hissettiğiniz şeylerin bu kadar kuvvetli ve doğru olduğunu göreceksiniz.

1. Hiç telefonu duyduğunuzda henüz açmadan kimin aradığını bildiniz mi?
2. Bu ne kadar sık oluyor?
3. Bu bilgiyi nasıl alıyorsunuz?
4. Kişinin suratını mı görüyorsunuz, sesini mi duyuyorsunuz?
5. Kişinin ismini mi duyuyorsunuz?
6. Kişinin kokusunu mu duyuyorsunuz?
7. Kişinin enerjisini etrafınızda mı hissediyorsunuz?
8. Kişi aramadan önce hakkında eski anılarınızı mı hatırlıyorsunuz?
9. Yıllarca konuşmadığınız eski bir arkadaşınızı hiç düşündüğünüz ve ondan bir telefon, mektup aldığınız oldu mu?
10. Posta kutunuza bakmadan önce ne geldiğini bildiğiniz oluyor mu?
11. Birisiyle çıkmamanız gerektiğini hissettiğiniz ancak çıktıktan sonra bu duyguda haklı olduğunuzu düşündüğünüz oldu mu?
12. Birisiyle yeni karşılaştığınız anda ona hiç güvenmediğiniz oldu mu?
13. Birisinin yalan söylediğini düşündüğünüz ve bunda haklı olduğunuzu bildiğiniz oldu mu?
14. Daha yeni tanıştığınız biri hakkında kuvvetli bir arkadaşlık hissettiğiniz oldu mu?
15. Sevdiğiniz biri hakkında bir şeylerin kötü gittiğin hissettiğiniz ve ne yazıkki doğru çıktığı oldu mu?
16. Gittiğiniz yol yerine alternatif bir yolu denemeniz gerektiğini hissettiğiniz ancak yapmayıp trafiğe sıkıştığınız oldu mu?
17. Size zarar veren bir şeyi satın almadan önce almamanız gerektiğini düşündüğünüz oldu mu?
18. Başınıza bir kaza gelmeden önce bir şeylerin ters gideceğini sezinlediğiniz oldu mu?

Kaynak: Amelia Kinkade, The Language of Miracles.

Not: Bir sonraki blogumda size kendi deneyimlerinden bahsedeceğim.

**************************************************

Hayvanlarınızla iletilişim seansı almak ister misiniz?

Hiç yorum yok: