03 Eylül 2009 Perşembe

GRİP AŞISI OLMAYIN!

Bu yazıyı okumadan grip aşısı olmayın. Bizi bilgilendiren aşı firmaları bakın aslında nasıl bir sağlık oyunu oynuyorlar... Tümü çok iyi kar getiren bir ticaretten ibaret. Her sene herkesin ihtiyacı olabileceği bir ürün, uygulaması hızlı, her sezon bir kere kullanması yeterli dolayısıyla tüketim kararı rahat alınabiliyor, çok fazla sayıda tüketici var, fiyatı yüksek değil... Böyle bir ürüne kim sahip olmak istemez ki! Aşağıda sizlere aşı kampanyasını, işin finansal boyutunu, sayı tahminlerini, koruyuculuğu, içeriği, üretim yolu, yan etkileri, alternatif yöntemleri anlatmaya çalıştım.

7 Aşamalı aşı kampanyası
İşte size pazarlama uzmanlarından bir pazarlama dersi! Bu seferki ürünümüz “grip aşısı”. ABD Hastalık Kontrol Merkezleri’ne (CDC-Centers for Disease Control) göre her grip aşısı sezonunda/başka bir aşı için ekonomik başarıyı yakalamak üzere 7 aşamalı bir plan yapılıyor. Kullanılan dil ve araçlar (haber kanalları, TV) halk sağlığını düşünen (!) firmalardan hiç bir şeyden şüphelenmeyen halka korku temelli mesajlar gönderiyor, bizi grip/x aşısının gerekli olduğuna ikna etmenin yanısıra motive edip istekte bulundurtuyor.

Adım 1: “Aşılama sezonu” başında grip hakkında konuşmaları başlatın. Posterler, el broşürleri sağlık ile ilgili merkezlere gönderilir. Hastaların aklına “tohumlar” ekilir ki aşı geldiğinde istekte bulunsunlar.

Adım 2: Medya bu sene beklenen “yeni” grip salgını hakkında ciddi hastalık ve sonuçlar yaratacağı konusunda öngörülerde bulunmaya başlar. “Bir sonraki dünyanın en büyük grip salgını..” hakkındaki planlamalar, aşı üretimini salgından önce artırmak, salgının yayılmasını önlemek ve hastalıkla savaşmak konusunda sağlık bakanlığı açıklamaları yapılır.

Adım 3: Sonbahar başında yerel ve ulusal tıp ve halk sağlığı uzmanları medya aracılığıyla konu hakkındaki endişelerini söyler ve sonuçlar hakkında tahminlerde bulunarak alarm verir - aşılamaya teşvik ederler. “Milyonlarca insan etkilenecek ve bunların %20si ölecek...” gibi laflar gazete ve TV’lerde gelen haftalarda sarfedilir.

Adım 4: Tıp uzmanlarının raporları kullanılarak halk davranışlarını motive etmek için konu hakkında çeşitli çerçeveler kullanılır. Dil olarak “çok ciddi”, “geçen senelerden çok daha ölümcül”, ör. 2003 senesinde sadece 175 kişi ölmesine rağmen “her yıl gripten onbinlerce insan ölüyor”, “griple savaşmanın en iyi yolu grip aşısıdır” gibi laflar kullanılır.

Adım 5: Medya aracılığıyla sağlık yetkililerinin gribin “ciddi hastalıklara yol açtığı ve bir çok insanın gribe yakalanabileceği”ne dair raporlarını yayınlamaya devam edilir.

Adım 6: Hasta çocuklar ve etkilenen ailelerin resimleri ve hikayeleri görsel olarak paylaşılır. İlk önce motive etmek için sonra da zorlamak için aşılanan insanların resimleri medyada yer alır.

Adım 7: Grip salgınına ve aşılamanın önemine dair referanslar verilir ve tartışmalar yapılır.
Bu seneki konu ise domuz gribi! Duyduğunuz gibi aşısı da yolda. Bu gribe özel bilgiler için referanslara bakabilirsiniz.

Grip aşısının finansal boyutu
Grip aşısı üreticisi CHIRON firmasının yaptığı 2003 yıllı açıklamasındaki rakamlarına göre 332.4 milyon USD satış gerçekleşmiş. Bu sadece bir firmanın rakamları olup, bu rakama dağıtım, uygulama karları dahil bile değil. 2004 senesinde Amerika’da yaklaşık 100 aşı firmasının faaliyet gösterdiğini ve bu rakamın 2009’a kadar katlandığını düşünürseniz sektörde dönen paralar inanılmaz boyutlara ulaşıyor.

Grip salgını sayıları tahminiDünya Sağlık Örgütü (WHO) 120 merkezi raporları, hastane ziyaretleri, grip benzeri semptomlardan şikayetçi olarak gelen kişilerin sayıları, sağlık adına yayınlanan raporlardaki rakamlar, ölüm raporlarında ölüm sebepleri arasında grip geçenler, istatistik uzmanlarının tahmini sayıları, kısacası aklınıza grip adına gelebilecek tüm kaynaklardan çeşitli gerçek veya tahmini sayılar toplanıyor. Ölen kişiler gribin kendisinden değil komplikasyonlarından öldüğü için sayılar matematik formülleri kullanılarak oluşturuluyor.

Normalde grip onbinlerce kişiyi değil gerçekte yılda 1000 civarı kişiyi ölümcül olarak etkiliyor. Zaten bu kişiler çoğunlukla başka ciddi rahatsızlıkları bulunan ve gribin bağışıklıklarını zorladığı kişiler oluyor. Grip aşısının gözardı edilemeyecek ciddi yan etkileri bulunuyor. Sağlık Örgütleri aşı üretici firmalar ile birlikte çalışarak çevreye hastalık korkusu yayarak aşılamayı yaygınlaştırma çalışmaları yapıyor. Böylece normalde yılda 1000 kişinin etkilendiği bir hastalık için 185milyon insan aşılanabiliyor!

Grip aşısı gerçekten koruyor mu?
Şimdiye kadar bulunan 863 grip virüsü var. Aşı sadece 3 tane zincire etki ediyor. Dolayısıyla eğer aşılanmış kişi bu 3 zincir dışındaki diğerlerinden etkileniyorsa o zaman aşı koruyucu olmuyor. Her sene 3 zincirden hangisinin mutasyona uğrayıp salgına dönüşeceği konusunda aşı üreticileri piyasaya sürmeden 6 ay öncesinden tahminde bulunarak birini seçiyor. Eğer tahminleri tutarsa aşı %30 koruyucu olabilir. Eğer tutmazsa ki çoğu kez böyle oluyor o zaman %0 koruyucu oluyor. Hangi salgının başladığı grip salgını sezonu başında anlaşılıyor, tabii aşı ile uyuşup uyuşmadığı bize açıklanmadığı için boşuna aşılanmış oluyoruz. Böylece firmalar yatırımlarını faydasız bir ürünle kazanca dönüştürmüş oluyorlar.

Normalde grip 1 haftalık yatak istirahati ve doğal desteklerle atlatılınca o virüse karşı size bağışıklık kazandırıyor. Ne olacak yine de hastalanacağıma koruma amaçlı yaptırayım ne olur diye düşünebilirsiniz ancak içeriğinde Thimerosal zehirli civa içerikli bileşiği olduğu için pek çok yan etkisi olduğunu unutmayın. Aşının koruma sağlayıp sağlamadığına dair kontrol raporları ise tutulmuyor, zaten milyonlarca kişiyi nasıl takip etsinler ki ne kadarının hayatını bu aşı kurtarmış bilinmiyor.

Grip aşısının yapılan araştırmalarda bebeklerde koruma sağladığı gözlemlenmemiş (1). Astımlı çocuklarda gribal enfeksiyonlardan dolayı hastane ziyaretlerini engellemiyor (2). Yetişkinlerde sadece grip riskini %6 azaltıyor, iş gününden sadece 0.16 gün kayıba sebep oluyor (66.000 yetişkin üzerinden alınan 48 raporun sonuçlarına göre) (3). Yaşlılarda ise 98 grip sezonunda yapılan 64 araştırma sonuçlarına göre belirgin olarak gribe karşı etkili olduğu gözlemlenmemiş (4).

Grip aşısı içeriğine baktınız mı?
Eczanelerde hiç kutuya bakmak aklınıza geldi mi? Bakın bir grip aşısı içinde neler var:

-Yumurta proteinleri: avian (kuş gribi) bulaştıran virüsler de içeriyor
-Gelatin: Alerjik reaksiyonlar ve anaflaktik şok yumurta ve jelatine karşı hassas olanlarda gözlemleniyor
-Polysorbate 80 (Tween80TM): ağır alerjik reaksiyon ve anaflaktik şoka sebep olabilir
-Formaldehit: kanserojen
-Sukroz: normal şeker
-Resin: alerjik reaksiyonlara yol açtığı biliniyor
-Gentamycin: bir antibiyotik
-Thimerosal: multidozlarda civa bileşiği

Grip aşısı nasıl üretiliyor?
Aşı tavuk embriyorsu ile üretiliyor. Yumurta ve tavuk alerjisi olanlar için ciddi tehlike içeriyor. Tüm viral aşılar sadece üretildiği virüs değil aynı zamanda lösemi ve diğer kanserle alakalı virüs kalıntılarını de içeriyorlar. Bunlar laboratuvar ortamında tamamen ayrıştılamıyor. Bu virüsler embriyonun alındığı tavuklardan geliyor. %98 temizlendiği söylense de %2 oranında bir kaç milyar virüs halen kanser ve lösemi tehlikesi içeriyor.

Grip aşısı güvenli mi?
Aşının içeriğinde bulunan canlı virüs aşıdan virüsün etrafa bulaşmasına ve aşı olan kişiden yayılmasına sebep oluyor. Bu durumda bağışıklı sistemi zayıf kişileri aşı olması son derece sakıncalı. Grip aşısı, zehirli bir civa bileşiği olan Thimerosal içerdiği için özellikle beyinleri gelişmekte olan bebekler ve hamile kadınlar için son derece tehlikeli. Thimerosal’ın otizm, alzeimer ve ADD (dikkat eksikliği, öğrenme geriliği) rahatsızlıkları ile kanıtlanmış ancak örtbas edilen bağlantısı var. Bunu reddetmeyen aşı üreticileri şimdilerde bu kimyasal maddeyi aşılardan çıkardıklarını iddia ediyorlar ancak yine de eser miktarlarda bu koruyucu madde aşılarda yer alıyor. Buna rağmen FDA (ABD Ulusal İlaç Komisyonu) tarafından koruyucu maddelerden arınmıştır belgesi alabiliyor! Eser miktarmış ne olur derseniz bir düşünün: Bir günde salgılanan tiroid hormonu miktarınız mikron oranlarında normal sayılırken yine moleküler bir artış hormonal bozukluk yaratıyor, neden aynısı vücudumuza direk kana enjekte edilen zehirli kimyasallar için geçerli sayılmıyor?

Bebeklerde 6 aydan sonra bağışıklık sistemi gelişmeye başlıyor. Ağızdan, burundan ve deriden alınan bakteri ve virüsleri kendisi yenebilen bağışıklık sistemi o istilacıya karşı ömür boyu bağışık oluyor ve yavaş yavaş kuvvetleniyor. Direk kana karışmak üzere deriden iğne ile uygulanan aşılar ise doğal yollarla bağışıklığın gelişmesini engelliyor, yapay bir bağışıklık sağlıyor ve yeni gelişmekte olan nesli ileride oluşabilecek yeni mutasyon virüslere karşı savunmasız hale getiriyor. Böylece yaş ilerledikçe hastalıklardan korunmak için her seferinde aşı ürünlerine ihtiyaç duyacak zayıf bir nesil yetişmiş oluyor. Aşıların en fazla 3-5 sene koruma sağladıkları söylendiği için şimdilerde yetişkinler ve yaşlılar için de aşılama önerileri getiriliyor. Beşikten itibaren hiçbir hastalığı doğal yollarla atlatmayarak basit bir gripten bile etkilenebilecek sağlığı bozuk bir nesil olmaya doğru gidiyoruz.

Aşının yan etkileri
Aşı içerdiği bir çok kimyasal madde ve virüsler ile Guillain-Barre sendromu, felç, hafıza kaybı, kaşıntılı kızarıklıklar, alerjiler, kronik yorgunluk ve tabii bunlar yanında klasik grip semptomları olan başağrısı, halsizlik, eklem ve kas ağrısı, gözlerde kızarıklık, boğaz enfeksiyonu, öksürüğe yol açıyor. Aşı olan kişinin aşıdan grip kapıp hemen sonrasında antibiyotik içmek zorunda oldukları çok ağır bir gribe yakalandıklarını siz de etrafınızda görmüşsünüzdür.

ABD Ulusal Aleri ve Bulaşıcı Hastalık Enstitüsü’nden Dr. J. Seal, “Tüm grip ve diğer aşılar Guillain-Barre sendromuna yol açabiliyor” açıklamasını yapıyor.

Domuz gribi aşısı yolda
WHO raporu açıklamasına göre H1N1 grip virüsü için 4.9 milyar dozluk bir aşı üretimi olacağı tahmin ediliyor. Aşı firmalarının kuzey yarımküre için 780milyon doz aşıyı 2008-2009 sezonu için üretmeleri planlanıyordu. Grip Amerikalılara için bir doz normal grip aşısı, iki doz da domuz giribi aşısı öneriliyor.

Gribe karşı alternatif yöntemler
Gribe karşı en iyi korunma elleri iyi yıkamak ve sağlıklı alışkanlıklar içeren alkol, antibiyotik ve toksik kimyasal maddelerden uzak bir hayat sürdürmek. Diğer yöntemler ise Zinc içeren C vitaminli drojeleri emmek, Vitamin A-C-D3 takviyeleri, yan tesirleri olmayan homeopatik ilaçlar (Infludo Fransa’da çok yaygın, Oscillococcinum grip semptomları ilk başladığında alınırsa etkili), tavuk suyuna çorba, bitkisel destekler...

Referanslar:
(1) Vaccines for preventing influenza in healthy children. The Cochrane Database of Systemic Reviews. 2 (2008)
(2) The American Thoracic Society’s 105th International Conference, May 15-20, 2009, San Diego
(3) The Cochrane Database of Systematic Reviews. “Vaccines for preventing influenza in healthy adults” (2006)
(4) The Cochrane Database of Systematic Reviews. “Vaccines for preventing influenza in the elderly” (2006)
*Aşılar ile ilgili tehlikeleri daha detaylı okumak için : http://www.vran.org/ Vaccination Risk Awareness Network (Aşı Riski Farkındalığı Ağı)
*Vaccines, Are They Really Safe And Effective? Neil Z. Miller, 2008, ISBN-13: 978-188121730-5 (kitap 916 tane aşılarla ilgili araştırma makalesine refens veriyor)
*Domuz gribi hakkında anlatılmayanlar: http://www.wellwithin1.com/swineflu.htm
*Dr. Sherri Tenpenny, New Medical Awareness Seminars, http://www.nmaseminars.com/http://www.redflagsweekly.com/conferences/vaccines/2003_dec18.php *CDC fact sheet. Influenza Vaccine Effectiveness Studies. Jan. 15, 2004.*CDC, "The Seven-Step Recipe for Generating Interest in, and Demand for, Flu (or any other) Vaccination"
* http://www.nomercury.org/
* http://vaccineinfo.net/

Resim: http://www.loadtr.com/405867-grip_aşısı_.htm

17 Ekim 2008 Cuma

Hayvanlarla konuşmak -7- Hayvan psişiği Amelia Kinkade

Hayvanlarla telepatik iletişim kuran binlerce kişi var. Bunlardan birisi olan Amelia Kinkade kitaplarında hayvanların iç dünyasının ne kadar duygusal, komik ve dürüst olduğunu anlatıyor. Bu blogumda aşağıda hakkında bilgi verdiğim ünlü hayvan iletişimcisi Amelia Kinkade’den hikayelere yer vermek istiyorum.

Turuncu sopa

Amelia bir gün evinden yukarı sokaktaki bir pet shopta iki tane Macaw papağanı ile karşılaşmış. Cosmo mavi-sarı renklerde, arkadaşı Carlos ise yeşil kanatlı iki macaw. Amelia her gün kafeslerinin önünden geçerken evlerinden bu kadar uzakta olan bu iki papağana ne konuşacağını bilmeyerek üzüntü duygularını yolluyormuş. Daha konuşkan olan Cosmo’ya her seferinde en favori yiyeceğini soruyor, cevap olarak “turuncu sopa” geliyormuş. Kafesine bakıp çekirdekler dışında yiyecek bir şey olmadığını görünce “ne yemeyi seviyorsun” diye soruyor, ancak yine Cosmo’dan neden anlamıyorsun gibi şaşkın bir “turuncu sopa” cevabı geliyormuş. Bu yaklaşık 1,5 sene hep böyle devam etmiş. Herhalde Cosmo benim hep aynı soruyu soran bir aptal olduğumu düşünmüştür diyen Amelia bir gün yine dükkana girdiğinde Carlos’un gitmiş olduğunu farketmiş. Cosmo’ya sorunca ondan Carlos’un kafesinin sürüklenerek dükkanın dışına çıkartıldığının zihinsel resimlerini algılamış. Cosmo’ya Carlos’un iyi bir eve gittiği ve mutlu olacağı temennilerini yolladıktan sonra tekrar aynı soruyu sormuş. “En favori yiyeceğin ne?”. “Turuncu sopa”. Bu sefer bir çözüm bulmak için “Bana resmini gösterebilir misin?” diye sormuş. Cosmo hemen ağzında büyük bir dilim havuca benzer bir nesnenin resmini iletmiş. Belki 100. defa ne olduğunu merak eden Amelia, papağana “Sizi turuncu çekirdek kaplı sopalarla mı yoksa havuç dilimleri ile mi besliyorlar?” diye sormuş. “Hayır! Hayır! Turuncu sopa”diye diretmiş. Cosmo Amelia’yı korkutan bir hareketle gözlerini ona dikerek bir anda kafesin kenarına doğru zıplayıp aşağıya inmiş ve ağzında bir insan bebeği diş çıkarma oyuncağı ile yukarı çıkmış. Bir ayağı ile oyuncağın halkasından tutmuş, ağzıyla da plastik halkanın ucuna takılı renkli anahtarlardan mavi, sarı, kırmızıyı becerikli bir şekilde ayırmış. Turuncu parçaya gelince gagası ile onu tutup, Amelia’ya doğru eğilerek, bir yandan gözlerine bakmış ve suratına bu parçayı sallamış. Turuncu plastik oyuncak gerçekte büyük bir araba anahtarına benziyor ve turuncu kalın bir havuçu dilimini andırıyormuş. Cosmo “Turuncu sopa!” diye tekrar etmiş. Dizlerinin bağı çözülen Amelia bu gösteri karşısında nerdeyse bayılacak gibi olmuş.

Amelia şimdiye kadar yıllarca hayvanlarla iletişim kurmuş olmasına rağmen papağanlar kadar telepati sırasında ne hakkında konuştuklarını uygulamalı gösteren canlılarla karşılaşmadığını ifade ediyor. Frankfurt’ta bir workshop sırasında yine büyük bir papağan ve sahibi çalışmaya konuk olmuş. Grup zihinsel olarak papağana sorular sorup cevaplarını tartışırken kuş sahibinin kolunda sakince duruyormuş. Grup “Evdeki diğer kuşun nesi var? Bir sorunu var. Nedir?” diye sorunca papağan birden çıldırmış, etrafta bir tur uçup tekrar sahibinin koluna dönmüş. Öyleki herkes bir anda beklenmeden olan bu hareket karşısında çığlıklar atmış. Evdeki kuşun problemi uçamamasıymış. Bu durum papağanı o kadar üzüyormuş ki soruya cevap vermek için uygulamalı göstermiş. Belki bu size o anda tesadüf diye gelebilir. Ancak çalışmanın devamında bir katılımcı kaplumbağasını getirmiş. Grup kaplumbağaya kızgın olduğunda ne yaptığını sormuş. Bumerang uçuşundan sonra sakince oturan papağan gruba sorunun cevabını alabilmeleri için bir kaç dakika verdikten sonra bir anda havalanmış, kapalı bir pencereye doğru uçmuş, cama çarpıp yere çakılmış. Sahibi papağanın herkesi korkutan bu hareketi önceden hiç yapmadığını söylemiş. Neyseki papağan ayağa kalkmış, bu sırada kaplumbağanın sahibi de ayaklanmış ve büyük gizemi çözmüş. Kaplumbağa ne zaman stresli olsa akvaryumunun duvarına kafasında izler olana kadar vuruyormuş. Papağan aslında grubun kaplumbağaya sorduğu soruları anlamakta kalmamış, cevabı onun yerine uygulamalı olarak göstermiş.

Kitapta Amelia köpekler, kediler, atlar, fareler, kertenkeleler, egzotik hayvanlar ve böceklerle kurduğu inanılmaz iletişimleri ve şaşırtıcı bilgileri oldukça eğlenceli ve akıcı bir dil ile aktarıyor. Benim en çok anlatmaktan hoşlandığım bir hikayesi de kedisi ile ilgili.

Amelia kedisinin dışarıda dolaşması için her gün bir yeri açık bırakıyor. Ancak geri dönmesini merak ettiği için kedisiyle her gün işten dönüşte akşam saatinde kapı önünde buluşma konusunda anlaşıyor. Bu anlaşma düzgün işlerken bir gün Amelia işe gitme yolunca normalde kendisi ile bu şekilde iletişime geçmeyen kedisinden acil ve heyecanlı bir mesaj alıyor. “İstilacılar, istilacılar! Çabuk”. Acilen yolunu trafikte değiştiren Amelia soluğu evin kapısında kedisi onu beklerken alıyor. Evdeki istilacının çıkabileceği kadar bir müddet kapıda ses yapıp bekledikten sonra korkarak içeriye giriyor. Evde kimsenin olmadığını gören Amelia mutfağa geldiğinde kedisi hemen yemek kabına koşuyor. Kabın içindeki mamada gezen yüzlerce karıncayı gören Amelia durumu anlıyor. Karıncalar evini istila etmiş! Kedisine “sen karıncaları yemeyi seversin, neden bunları yemedin?” diye soruyor. Kedisinin cevabı ise çok komik “Çok fazla sayıdalar”. Hayvanların da ciddi bir mizah duygusuna sahip olduklarını düşünmek yanlış olmaz değil mi?



Bir hayvan iletişimcisi
“Amelia Kinkade”


Kitaplarını büyük bir keyifle okuduğum Amelia Kinkade, uluslararası tanınmış bir hayvan iletişimcisi (animal commnicator). Pek çok veteriner hekim, hayvan kurtarma ve koruma dernekleri ve hayvan severler tarafından insanlarla hayvanlar arasında iletişim kurma yeteneği ile takdir ediliyor. 2002 yılında, Buckingham Palace’ta Kraliçe Elizabeth’in ve Prens Charles’ın atlarına çeviri yapmak üzere bulundu. Kinkade, Amerika’nın ilk 100 psişiği arasında yer alıyor. Yeteneği ile New York Times, Chicago Tribune, London Sunday News, ABC online gibi yüzlerce magazin, gazete ve VH1, BBC News gibi haber kanallarına konu olan Kinkade ABD, İngiltere, Avrupa, Afrika ve Avustralya’da pek çok canlı yayına çıkmış. Halen Kuzey Hollywood’da yaşayan Kinkade tüm dünyadan hayvan sahiplerinin hayvanları için iletişimlerini gerçekleştiriyor.

Kitapları (Henüz Türkçe’leri yok):
Straight from the Horse’s Mouth: How to Talk to Animals and Get Answers, 2005 “Direk Atın Ağzından: Hayvanlarla Konuşmak ve Cevap Almanın Yolları”

The Language of Miracles, 2006 “Mucizelerin Dili”

Diğer hayvanlarla iletişim kitapları:
"Animal Talk" Penelope Smith, 2004
"Sonya Fitzpatrick the Pet Psychic: What the Animals Tell me" 2004
"Spoken in Whispers: The Autobiography of a horse whisperer" Nicki Mackay, 1999
"Talking with the animals" Patty Summers (Animal Communicator), 1998

Hayvanlarla iletişim kuranların web siteleri:
http://en.wikipedia.org/wiki/Amelia_Kinkade
http://www.ameliakinkade.com/
http://www.animal-com.com/animalcom_us/talk_1.htm (Fransa'daki bir grup hayvan medyumu, aralarında Penelope Smith ve ünlü diğerleri var)
http://www.animalcommunicator.net/
http://www.sonyafitzpatrick.com/default.aspx (Amerika'nın en çok bilinen Pet Psyhic TV şovunu yapan hayvan medyumu)
http://www.animalsinourhearts.com/commune/resourc1.htm http://www.animaltalk.net/dolphin.htm (Penelope Smith bu konuda en çok konuşulan isimlerden)

Hayvanlarla iletişim yahoogrupları:
Hayvanlarla iletişim kuran diğer kişilerle, bu işi profesyonel olarak yapanlarla aşağıdaki gruplar vasıtasıyla iletişim kurabilirsiniz. Gruplardaki hayvanların resimlerini kullanarak çeşitli egzersizler yapabilir ve gruplara kendi hayvan resimlerinizi yollayarak gönüllü okuma yapmalarını isteyebilirsiniz. Bir seferinde gruptaki iki kişi benim için kedimlerim Maviş ve Boncuk ile iletişim kurmuşlardı.

http://pets.groups.yahoo.com/group/animalcommunication/ (17.10.08 itibariyle 2349 üyesi var)
http://pets.groups.yahoo.com/group/AnimalCommunications/ (17.10.08 itibariyle 863 üyesi var)

Hayvanlarla konuşmak -6- Fotoğraflardan iletişim

Hayvanlarla iletişim kurmanın teorisi, kendi deneyimlerimi, iletişim kurma yöntemlerini, dinlemeyi, sorulabilecek soruları okuduysanız dünyadanın herhangi bir yerindeki hayvan ile nasıl iletişim kurabileceğinizi de merak ediyor olabilirsiniz. Fotoğraflar hafızamızdaki anılarımız gibi, zamanın donduğu anlardır. Hiç bir saniye bir sonraki ile aynı değildir. Devamlı bir değişim vardır. O yüzden bir fotoğraf o anın karakteristik kodlarını içinde barındırır, bizi çekildiği ana götürebilir.

Hayvanlarla fotoğrafları aracılığıyla iletişim kurmakFotoğraflar zamanda dondurulmuş bir anın kuantum hologramıdır. Bunun için kuantum hologramını açıkladığım bloglarıma bakabilirsiniz. Hayvanlarla fotoğraflarına bakarak da iletişim kurabilirsiniz. Bunun için hayvanın canlı olması gerekmez. Geçmişte yaşamış bir hayvanın da fotoğrafına bakarak onun zamanda bıraktığı hologram izlerini okuyabilir ve geçmişi ile ilgili iletişime geçebilirsiniz.

Fotoğraftan iletişime geçmek için ilk önce hiç bilmediğiniz hayvanlardan başlayın. Hayvanın sahibi olması sorularınızın cevaplarını kontrol etmeniz açısından önemli. Başlangıç olarak “en favori yiyeceğin ne, yatağın ne renk, yemek kabın ne renk” gibi temel sorular sorun. Daha sonraya çözüm bekleyen soruları saklayın.

Hayvanın size en çekici gelen, en yoğun hisleri veren resmine bakın. Hayvanın gözleri resimde belirgin olsun. Gözler ruha giden pencerelerdir. İletişim için önceki Hayvanlarla konuşmak bloglarımda anlattığım iletişim rehberi ve hayvanları dinlemeyi öğrenmekteki yöntemleri izleyin. Anlatıldığı şekilde zihninizi boşalttıktan sonra kalbinizden hayvana doğru giden bir gümüş ışık ve sevgi demeti ile köprü kurun. Sonra sorularınızı sormaya başlayın. Eğer seçmiş olduğunuz resimdeki hayvan artık yaşamıyorsa aşağıdaki soruları sorabilirsiniz.

Şimdi kiminle birliktesin?
Dünyadaki son günlerin hakkında neler hissettin?
Nasıl öldüğünü bana anlatabilir misin?
Sahibin senin çok mu erken dünyadan ayrılmana izin verdi?
Sahibin seni dünyada istediğinden daha mı uzun tuttu?
Seninle birlikte başka hayvanlar var mı?
Şimdiki dünyan nasıl gözüküyor? Neye benziyor?
Zamanının çoğunluğunu nasıl geçiriyorsun?
Bir işin var mı?
Dünyadaki hayatının amacı neydi?
Dünyadaki en favori aktiviten neydi?
Seni seven insanlara hangi dersleri öğretmeye çalışıyordun?
Tekrar geri dönmeyi planlıyor musun? Ne zaman?
Yeni vücudun nasıl gözükecek?
Sahibin için bir mesajın var mı?
Sahibini sık sık ziyaret ediyor musun? Ediyorsan, ne zaman?
Dünyadaki hayvanlara yapılan davranışlar hakkında nasıl bir öneride bulunabilirsin?
Hayat ve ölüm hakkında bize ne öğretebilirsin?

Kendinize bu soruları sorarken düşünme zamanı vermeyin, aklınıza ilk gelen cevabı yazın. Kuvvetli duygular ve hisler doğru bir iletişim kurduğunuzu gösterir. Diğer bir noktada cevapların gelme hızını, bir anda cevaplarda yığılma gibi hissedebilirsiniz. Sorularınız bittiğinde ve hayvan ile aranızda kurduğunuz kalbinizden çıkan gümüş ışık demetini kesin. Sonra tüm bedeninizin üzerine parlak beyaz yıldızların aktığını ve sardığını hayal edin, böylece hayvanın üzerinizde bırakacağı duygulardan temizleneceksiniz.

Kaynak: Amelia Kinkade, The Language of Miracles, 2006.

Not: Sıradaki blogumda size kitaplarını büyük bir keyifle okuduğum Amelia Kinkade’yi ve hayvanlarla iletişim konusunda bilgi edinebileceğiniz diğer kaynakları anlatacağım.

Hayvanlarla konuşmak -5- Hayvanlara sorabileceğiniz sorular

Hayvanlarla iletişim kurmak harika bir şey. Bunu çoğumuz zaten gündelik olarak onlara dokunarak, severek, konuşarak yapıyoruz. Onlar da bize sevgilerini çeşitli sesler çıkartarak ve beden dilleri ile gösteriyorlar. Biraz egzersiz yaparak tüm bunların yanında beyinlerinden geçen düşünceleri ve esas duygularını da hissetmeyi öğrenebiliriz. Böylece iletişimimiz kuvvetlendirebilir ve onlara daha mutlu olacakları bir ortam sunabiliriz. Önceki bloglarımda yer alan egzersizlerle derinleşmeyi ve dinlemeyi öğrendikten sonra iletişim kurmak istediğiniz hayvana aşağıdaki soruları sormaya başlayabilirsiniz.

Hayvanlara Sorabileceğiniz Sorular

Aşağıdaki soruları hepsini bir seferde sormaya çalışmayın. Bunun için çok fazla soru var. Sadece 2-3 tanesini seçerek başlangıç yapın ve ne cevap aldığınızı görün. Sonra başka bir zaman bir kaç tane daha deneyin. Bu soruları farklı hayvanlarla deneyebilirsiniz. Kendinizi tanıştırmayı ve hayvana sizinle konuşmak isteyip istemediğini sormayı unutmayın. Konuşmanız bittiğinde hayvana her zaman teşekkür edin.

Tüm hayvanlara yönelik sorular:

Sokakta, hayvanat bahçesinde gördüğünüz her türlü hayvana, kuşlara hatta böceklere sorular sormayı deneyin. Egzotik hayvanlar özellikle çevre ve dünya hakkında konuşmaktan hoşlanırlar.

Neden hoşlanırsın?
Neden hoşlanmıyorsun?
Diğer hayvanlardan hoşlanıyor musun, yoksa sadece senin türünden mi hoşlanıyorsun?
En iyi arkadaşların kimler?
Hangi insanları özellikle seviyorsun?
Sahibine ya da bana özellikle anlatmak istediğin bir şey var mı?
Çocuklardan hoşlanıyor musun?
En favori aktiviten nedir?
En favori yerin neresi?
En favori oyuncakların neler?
Kaç yaşındasın?
Uyumak için favori bir yerin var mı?
Yaşadığın ev neye benziyor?
En favori yiyeceklerin neler?
Oynamayı mı suya girmeyi mi seviyorsun?
Davranışların nasıl?
İsmini seviyor musun?
Kişiliğini, karakterini tanımlar mısın?
Seni korkutan şey nedir?

Köpeklere yönelik sorular:

Köpekler diğer hayvanlar ve kedilerden farklı olarak insanlara, sahiplerine bağımlıdırlar. Onlarla çoğunlukla konuşurken en favori aktivelerinin kumsalda yürüyüş, en favori yiyeceklerinin hamburger olduğu gibi konulardan bahsederken heyecanlarını hissedebilirsiniz.

En favori yiyeceğin nedir?
En favori ödül yiyeceğin nedir?
Favori oyuncağın neye benziyor?
Evde başka köpek var mı?
Eğer varsa neye benziyor, diğer köpeğin rengi ne?
Hangi boyutta, şekilde, türde?
Büyük mü, küçük mü? Erkek mi, dişi mi? Nasıl kokuyor?
Diğer köpek hakkında ne hissediyorsun?
Evde başka köpek yoksa, kendine arkadaş ister misin?
Birini özlüyor musun?
Başka bir köpeğe aşık mısın?
Bu köpek neye benziyor?
Bu köpeği nerde görüyorsun?
Bu köpeği sık sık görüyor musun?
Kediler hakkında ne hissediyorsun?
Evde kedi var mı?
Evde kedi varsa içeride mi, yoksa dışarıda mı?
Kedi ne renk?
Bu kediye nasıl hitap ediyorsun?
En sevdiğin aktivite ne?
Bu aktiviteyi sık sık yapıyor musun?
Yatağın ne renk?
Evdeki en favori uyku yerin neresi?
Bir işin var mı?
Sahibin ile ilişkin nasıl?
Sahibin seni rahatsız eden ne yapıyor?
Arabada gitmekten hoşlanıyor musun?
Diğer köpeklere karşı arkadaş canlısı mısın?
Yürüyüş için nereye gitmekten hoşlanıyorsun?
Sahibine ya da bana özellikle anlatmak istediğin bir şey var mı?
Hiç plaja ya da denize gittin mi?
Hiç göle gittin mi?
Eğitim sınıfına gittin mi?
Tatile gidiyor musun?
Dışarıda sana özel bir bahçen var mı? Neye benziyor?

Diğer sorulabilecek sorular:

Köpekler dışında başka bir hayvana sevgi duyuyor musun?
Bu hayvan ya da insan neye benziyor?
Onlara nasıl hitap ediyorsun?
Sahibin ne iş yapıyor?
Sahibinin dışında başka hangi insan senin favorin?
Bu kişi kaç yaşında?
Bu kişinin saçı ne renk?
Çocuklar hakkında ne hissediyorsun?
Hiç yavruların oldu mu?
Yavrun veya yavru yerine geçecek kedi veya oyuncak hayvanın olsun ister misin?
Favori yürüyüşlerinde ne görüyorsun?
Sahibin diğer köpeklerle iletişimin konusunda ne düşünüyor?
Seni ne kızdırır?
Seni ne korkutur?
Acın var mı?

Kedilere yönelik sorular:

Köpeklerin sahipleri vardır, kedilerin ise yardımcıları. Kedigenler tamamen kendilerine bağımlıdırlar ve aslında insanlara ihtiyaç duymazlar. Eğer evinizde sizi hayat arkadaşı olarak seçmiş bir kedi varsa çok şanslısınız. Böyle bir onuru haketmek için çok harika bir insan olmalısınız. Kedilere soru sorarken zihninizi sakinleştirin ve karşılıksız sevgi ile tatlı bir sessizlik içinde cevabı bekleyin. Kediler Tanrı’nın yarattığı en sessiz hayvanlardır, eğer siz sessiz olursanız onlar seslerini artırırlar. Kedilere aşağıdaki soruların yanısıra özellikle hoşlarına giden felsefe, politika, ilişkiler hakkında da sorular yöneltebilirsiniz. Boşuna kedilere filozof yakıştırmasını yapmamışlar...

Bu dünyadaki hayata gelme amacın nedir?
En favori yiyeceğin nedir?
Dışarı çıkıyor musun?
Eğer dışarı çıkmıyorsan, çıkmak ister misin?
Avlanıyor musun?
İçeride ya da dışarıda avlamaktan hoşlandığın en favori hayvan nedir?
Evdeki tek kedi misin?
Sana en yakın kedi nerede ve ne renk?
Diğer kediler hakkında ne hissediyorsun?
Tek kedi olmak ister miydin?
Tüm dünyandaki en favori aktiviten nedir?
Vücudunda bir yerde acın var mı, varsa nerede?
Sana aslında kölelik yapan sözde sahibin seni daha nasıl tatmin edebilir?

Not: Bir sonraki blogumda size iletişim kurmak istediğiniz hayvan uzakta ya da ölmüş olsa bile fotoğrafı aracılığıyla nasıl bağlantı kuracağınızı anlatacağım.

Hayvanlarla konuşmak -4- Hayvanları dinlemeyi öğrenmek

Dünyamızdaki tüm canlıların bir dili vardır. Bizim beş duyumuz bunu duymak için yeterli değildir. Ancak beynimizin süper yeteneklerini geliştirerek egzersizlerle algılarımızı açabilir ve hayvanların, özellikle bizlere her zaman bir şeyler anlatmak istediğini düşündüğümüz evcil hayvanlarımızın duygu ve düşüncelerini öğrenebiliriz. Herkesin bunu yapabildiği bir dünya ne kadar barış ve sevgi dolu olurdu. Bunun için hep birlikte tüm önyargı ve şimdiye kadar bildiklerimizden arınıp boş bir zihin ile dinlemeye başlayalım.

Hayvanları dinlemeyi öğrenmek

Sessizce seçtiğiniz hayvan ile birlikte oturun. Kucağınıza defter ve kaleminizi alın. Her iletişimi bir dua ile açın. Duanızı inandığınız yüce ilahi kuvvete yöneltin ve sizden bu iletişimde yardımcı olmasını isteyin.

Şimdi nefesinize odaklanın. Üç kere bir derin ve bir normal nefes alın. Her nefesi 10’a kadar sayarak tutun. Çiğerlerinize bir altın ışık topunu çektiğinizi hissederek derin bir nefes alın. Saymaya başlayın 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10. Nefesi verin. Şimdi normal bir nefes alıp verin.

İkinci derin nefesinizi alın. Bununla birlikte omuzlarınızın gevşediğini hissedin. Nefesi tutun, verirken herhangi bir ağrı, gerginlik, acı, korku, kızgınlık, endişe, üzüntü veya iletişim hakkında endişeniz varsa salın.

Normal bir nefes alın. Hayat veren tatlı havanın çiğerlerinizi doldururken, midenizi yumuşattığını hissedin. Bu nefes ile tüm iyi şeyleri içinize alın: neşe, barış, rahatlık, sevgi, sükunet, mutluluk, zafer, heyecan. Nefesi nazikçe dışarı verin.

Dikkatinizi ciğerlerinize verin, şükrettiğiniz bir şeyi düşünün. Şimdi şükrettiğiniz başka bir şey daha düşünün ve bunun için Tanrı’ya teşekkür edin. Şimdi dünyada herkesten daha fazla sevdiğinizi bir insanı düşünün. Sonra, dünyada hayatınızda diğer hayvanlardan çok daha fazla sevdiğiniz bir hayvanı düşünün. Dudaklarınızın kenarlarındaki gülümsemeyi hissedebilirsiniz. Zihninizi sessiz tutun ve derin nefes alırken dikkatinizi kalbinize odaklayın. Şimdi eskiden sevmiş olduğunuz bir hayvanın gökkuşağı üzerinden uçup cennette olduğunu düşünün. Minnetinizin içinizi doldurmasına izin verin ve sessizce Tanrı’ya bu çok sevdiğinizi varlık ile yaşadığınız özel anlar için teşekkür edin. Eğer gözleriniz yaşarıyorsa sizden gitmenizi istediğim sihirli trans anına girmiş bulunuyorsunuz.

Kalbinizi uzayda parlayan bir gümüş yıldız olarak düşünün. “Zihniniz”i artık başınızda değil, kalbinize doğru indi. Eğer vücudunuzu alacak olursak, sizden geriye bir tek bu ışıl ışıl parlayan gümüş yıldız kalacak. Her nefes ile bu yıldız daha parlak ve büyük oluyor. Gümüş ışınlar her yöne erişiyor, siz nereye isterseniz oraya yönlendirebiliyorsunuz.

Şimdi gözlerinizi açın ve iletişim kurmak istediğiniz hayvana bakın. Kalbinizden hayvana bir köprü oluşturacak şekilde br ışın demeti yollayın. Bu hayvanı kendi hayvanlarınızı sevdiğiniz kadar çok sevmenizi istiyorum. Bu hayvanı bir insanı sevdiğiniz kadar çok sevmenizi istiyorum. Bu anda bu hayvanı herhangi bir şeyi sevdiğinizden daha çok sevmenizi istiyorum. Ne kadar dikkat çekici güzelliği olduğuna bakın. Desenlerine bakın. Duruşundaki asalete bakın. Ondaki güzelliği sanki onu ilk defa görüyormuş gibi hissetmenizi istiyorum. Eğer isterseniz nazikçe onu sevebilir ve yumuşakça şu sözleri söyleyebilirsiniz: “Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni değiştirmeye çalışmayacağım. Seni kontrol etmeye çalışmayacağım. Sırlarını sana karşı kullamayacağım. Seni idare etmeyeceğim. Bana güvenebilirsin. Ben her şeyi dinleyebilirim. Seni korumak ve savunmak için buradayım, seni yargılamak için değil. Ben sadece senin için buradayım. Senin istek ve arzularını seslendireceğim ve sahibin ne düşünürse düşünsün senin ihtiyaçlarını koruyacağım. Seni dinlemeye söz veriyorum. Seni duyabiliyorum, şimdi. Lütfen benimle düşüncelerini paylaşır mısın?”

Eğer hayvandan olumlu yanıt alırsanız bu noktada sahibi tarafından onaylanabilecek soruları sormaya geçebilirsiniz. Kalemi elinize alın ve aklınıza henüz soruları sorarken gelen ilk cevapları, hissettiklerinizi, duyguyu, resmi not alın. Bunu yaparken kendinizi hayvanın bedeninde, zihninde, onun gözlerinden bakarken, onun yerinde otururken hissetmeye çalışın.

Bir şimşek hızında gelecek duygu seli, düşünce ve resim yağmuru yaşayabilir, ağzınızda sorduğunuz sorular karşılığında farklı tatlar, vücudunuzda acı veya tatlı hisler hissedebiliriniz. Bunlar sizi şaşırtabilir ancak iletişim kestikten sonra her zaman kendi bedeninizi arındırın. Bunu yapmak için sorularınız bitip, hayvana teşekkür ettikten sonra hayvan ile aranızda kurduğunuz kalbinizden çıkan gümüş ışık demetini kesin. Tüm bedeninizin üzerine parlak beyaz yıldızların aktığını ve sardığını hayal edin, böylece hayvanın üzerinizde bırakacağı duygulardan temizleneceksiniz.

Kaynak: Amelia Kinkade, The Language of Miracles, 2006

Not: Burada anlatılan tekniği sadece hayvanlar üzerinde değil, aslında diğer bir tür olan insanlar ve bebekler üzerinde üzerinde de deneyebilirsiniz. Bir sonraki blogumda hayvanlara sorabileceğiniz sorulardan örnekler vereceğim.

Hayvanlarla konuşmak -3- Hayvanlarla iletişim kurma rehberi

Tüm dünyada hayvanlar her an konuşuyor. Peki bizler onları duyabilir miyiz? Herhalde hayatınızda bir kere olsun bu hayvanın dili olsa ne derdi diye düşünmüşsünüzdür. Eğer siz de hayvanlarla konuşmak istiyorsanız aşağıda anlattığım egzersizleri yaparak bunu gerçekleştirebilirsiniz.

Hayvanlarla iletişim kurma rehberi:

Kendinize bir hayvanlarla iletişim defteri edinin. Bu özel not defterinizi ve kaleminizi alın ve hissettiklerinizi yazmaya başlayın.

Bu rehber resimdeki hayvan iletişimcisi Paloma Bärtschi-Herrera tarafından hazırlanmıştır. http://www.tiertalk.ch/english/Communication/Guide/guide.html

Bu yönlendirmeler hayvanlarla telepatik olarak nasıl iletişim kurabilabileceği konusunda bana hayvan aradaşım Spot tarafından verilmiştir.

1. İletişim kurmak isteyeceğiniz bir hayvana karar verin.

2. Bu hayvan ile neden iletişim kurmak istediğinizi kendinize sorun.

3. Bu hayvan veya hayvan türü hakkında sahip olduğunuz tüm önyargılarınızı, öğrenmiş, duymuş veya deneyimlemiş olduğunuzu düşündüğünüz tüm davranış, kişilik bilgilerini zihninizden silin.

4. Madde 3’teki tüm detayları zihninizden sildikten sonra bu hayvan hakkında nasıl bir duyguya sahip olduğunuzu sorun.

5. Eğer halen bir duygu veya düşünce hissediyorsanız bunu da zihninizden silin ve kendinize zihninizde hiç bir şey kalmayıncaya kadar aynı soruyu sorun.

6. Kendi duygularınızı ve zihinsel durumunuzu kontrol edin ve kendinize ait duygu ve düşüncelerinizi konuşmaya hazırlanmak için bir başka tarafa kaldırın. Şimdi yeni bir şeyler algılamak için hazır olmanız gerekiyor.

7. Seçtiğiniz hayvan üzerine odaklanın. Hayvana hoşgeldiniz deyin ve ona sizinle iletişim kurma konusunda istekli olup olmadığını sorun. Bir şey için bekleyin. Ne olduğunun önemi yok. Bu bir duygu, bir kelime, bir resim, bir renk veya sadece boşluk olabilir.

8. Ne algılarsanız onun için şükredin. Ne alıyorsanız onun için mutlu olun. Mutluluk sevgiye kuvvetli bir şekilde bağlıdır ve sevgi önyargısız birbirimiz ile iletişim kurmak için gereklidir.

9. Eğer devam edebileceğinize dair pozitif bir duygu hissederseniz, sorularınızı sorun. Eğer pozitif bir duygu hissetmiyorsanız teşekkür edin ve hoşçakal deyin.

10. Eğer sorularınızı sorabiliyorsanız, her soruyu sorduktan sonra bekleyin ve ne gelirse onu hissedin. İlk düşünce, ilk duygu, ilk resim veya ilk algılama doğru olandır. Hemen bunları yazın. Çoğunlukla henüz soruyu bitirmeden bi cevap alabilirsiniz. Daha ötesini düşünmeyin. Teşekkür edin ve gelen her neyse onu kabul edin.

11. Eğer emin olamazsanız, tekrar sorun. Hayvana doğru anlayıp anlamadığınızı sorun. Eğer halen aynı duygu veya resmi hissediyorsanız ona güvenin. Tekrar teşekkür edin ve saygılı bir şekilde hoşçakal deyin.

Bunlar hayvanlarla iletişimde temel adımlardır. Madde 2-6 çok dikkatli yapılmalıdır ve madde 7’ye geçene kadar çoğunlukla yoğun pratik gerektirir.

Tüm basamakları bir seferde geçerek bir deneme de yapar ve ne olacağını görebilirsiniz. Ancak iletişimin kendi yorumlarınızı, düşüncelerinizi, önyargılarınızı, bilgilerinizi, hatta travmalarınızı içerme riski çok büyüktür. Tüm bunları seçtiğiniz hayvanın iletişimden ayırmak çoğunlukla mümkün olmaz.

Ne yazıkki bu çok sık yaşanıyor ve karışıklığın içinden çıkmak yine biz hayvanlara kalıyor, bu da her zaman kolay olmuyor. Böylece, gerçek ve temiz bir iletişim kurabilmek için zihninizi ne kadar iyi boşaltabildiğiniz konusunda kendinize yeterince dürüst olmanız gerekiyor. Bu kolay bir uygulama değildir fakat kendinize giden yolda çok faydalı bir şeydir. Kendi köklerinize geri giden yol çok önemlidir ki bu hepimizin geri dönmek istediğimiz yerdir.

Şimdi size bol eğlenceli ve heyecanlı iletişimler diliyorum!

Not: Bu egzersizi Animal Communication yahoogrubundan almıştım. Bir sonraki blogumda hayvanlarla iletişim kurmak için bir sonraki blogumda daha derin bir egzersiz yöntemi daha anlatacağım.

Hayvanlarla konuşmak -2- Maviş ve Boncuk ile iletişim deneyimlerim

Hayvanlarla iletişim konusunda denemelerimi ben de size aktarmak istiyorum. Her ne kadar kendi önyargılarımızı ve cevaplarımızı ayırmak zor olsa, gelen cevapları acaba ben mi uydurdum diye düşünsem de gelen cevaplar bana gerçekte ne olduğunu açıklamış oldu.

Dolabın kapağını kim açtı?
Kedilerim Maviş ve Boncuk oldukça sakin hayvanlardı. Evde zarar verdikleri hiç bir şey olmadı. Tabii yatak odamda açıp yerlere saçmaktan zevk aldıkları kıyafetler dışında. Yatak odamızda çok büyük bir raylı dolap var. Bu dolabın kapağı normalde bir kedinin ittirebileceğinden daha ağır diye düşünüyordum. Nasıl yapıyorlarsa bir şekilde bu kapak kayıyor ve içerdeki raflara zıplarken kıyafetler yere düşüyor ve hepsi tüyleniyordu. Her gün işe giderken dolabın kapağının altına çift kat terlik sıkıştırmama rağmen bazı akşamlar yine aynı manzara ile karşılaşıyordum. Bilirsiniz kediler kuytu yerleri severler, ne kadar odalarında onlara güzel yerler hazırlasam da bu davranışı bir türlü olurken yakalayamadım. Tabii akşam iş işten geçip dağınık halde kıyafetlerimi yerde bulunca bağırıp çağırmanın, kızmanın hayvan eğitimi açısından hiç bir anlamı yoktu. Eğer 2sn içinde görüp müdahele edebiliyorsanız bir iletişim kurabiliyorlar, yoksa geç gösterilen tepkilerinizi o anki davranışları ile birleştiriyor hayvanlar.

Bloglarımda pek çok resimlerini koyduğum kedilerimi gördüyseniz Boncuk yaklaşık 8 kiloluk poposunu yerden kaldıramayan bir tosuncuk, Maviş ile onun yarısı kadar bile değil ancak 3 kilo gelen oldukça atletik bir hanımefendi.

Sonunda bir gün akşam yine aynı manzara ile karşılaşınca sormadan edemedim. Tabii kocaman olduğu için Boncuk’u seçtim. Henüz daha bunu kim yaptı diye sorarken Boncuk’tan “Ben yapmadım. Maviş yaptı” diye bir yanıt aldım. Tabii inanmadım. Maviş o cılız haliyle 3m’lik ağır dolap kapağını nasıl kaydırarak açabilirdi ki? Yanıtın doğrulayıcı hareketini ise kısa bir süre sonra gördüm. Bir gün odamda kedilerle otururken Maviş yatağa çıktı. Dolap ile yatak arasında 25cm mesafe vardı. Yataktan dolap kapağının kenarına doğru ön ayaklarını dayadı. Altında terlikler sıkıştırılmış olmasına rağmen incecik bacakları ile ittire ittire dolap kapağını 10cm kaydırdı ve hop içeriye zıpladı. Tabii yine bir takım kıyafetler yere düştü. O sırada Boncuk bana resmen sırıtarak bakıyordu.

İletişim sonucunda ikinci çözümlediğim olay

Elimde defterim kedilerimle çeşitli sorular soruyor, cevaplar alıyorum. Aslında tüm hayvan iletişimcilerinin söylediği şey kendi hayvanlarınızla iletişim kurmanın onları bildiğiniz ve önyargılarınızdan dolayı çok zor olduğu ve bunun için tanımadığınız başka hayvanlarla başlamanız gerektiği yolunda. Bunun pratiği için bir arkadaşınız ile karşılıklı anlaşarak birbirinizin kedi ve köpeklerinizle konuşmayı deneyebilirsiniz. Böylece soruların cevaplarını da kontrol edebilirsiniz.

Ben de bir kaç arkadaşımın kedisi ile denemeler yaptım, ancak çok istekli olmadıkları için bunları pek devam ettiremedim. Denemelerim kendi hayvanlarım üzerinde devam etti.

İlk hikayemde bahsettiğim dolap kapağının açılma olayı ara sıra tekrarlanmaya devam etti. Elbise dolabımızda 3 tane kayan kapak var. Maviş kenar kapaklar kapandıktan sonra yerine yerleştiği için sadece orta kapağı açabiliyordu. O günlerde yatak odasının kapısı kırıldığı için yerinden çıkartıp duvara dayamıştık. Ancak 3cm kalınlığındaki bu kapı çok ağırdı. Tüm açılan camların üstüne zıplayıp herkesi şaşırtan Maviş acaba hiç bu duvara dayalı kağıya tırmandı mı diye merak ederken bir gün elimle Maviş’i kapının ince kenarı üstüne koymayı denedim. Tabii tavan çıkıntısına çok yakın ve dar olduğu için orada dengede duramadı aşağı indi.

Bir gün yine işten eve gelmiştim. Bir de baktım ki kapı bizim meşhur raylı dolabın üstüne düşmüş, dolabın bu sefer yan kapağı açık yerlerde eşyalar, etraf dağılmış. Olay olurken orada yoktum, kızmanın anlamı yok yine. İlk önce kapıyı kaldırıp duvara dayadım tekrar. Maviş’in kapıları açtığını bildiğim için bu önyargı ile direk ona “bu kapağı sen mi açtın?” diye sordum. Tabii ki de “ben yapmadım” diye bir cevap aldım. Boncuk da yapmamıştı. Nasıl olabilir diye düşünürken, o anda farkettim ki aslında kapağı Maviş kaydırmamıştı. Aklımda birden Maviş’in duvara dayalı kapının üzerine sıçradığı, kapının durduğu yerdeki dengesinin bozulduğu ve dolabın kenarına devrildiği, kenar kapağın da bu hareket ile açıldığının resmi belirdi. Gerçekte Maviş olayı başlatmış ancak onun şöylediği şekilde kapağı kendisi açmamıştı. Kapağı duvara dayalı duran kapı dolabın üzerine düşerek açmıştı. Bir yandan amma da yazdım diye düşündüm ancak bir olayın daha nasıl olduğunu çözmüştüm. Hayvanlar dürüst ve komik cevapları ile sizi çok şaşırtabilirler, buna hazırlıklı olun.

Not: Siz de etraftaki hayvanlar ile pek çok iletişim denemesi yaparak onlardan her türlü konuda cevaplar alabilirsiniz. Bunun için sonraki blogumda hayvanlarla iletişim kurma yöntemini anlatacağım.